Mehmet Naci Aköz
kimdir?
Uçurtma etkinlikleri Uçurtma nasıl yapılır? Uçurtma şiirleri Video Galeri Gülen Okumuş
uçurtma kütüphanesi
Foto Galeri Müze koleksiyonu Ziyaretçi defteri Uçurtma Tarihçesi
Uçurtmanın ipi telgrafın teli gibi vınlar

Uçurtmanın İpi Telgrafın Telleri gibi "vın"lar

 

M.Reha Türkmen: THY Skylife Dergisin

… Uçurtmanın ipi telgrafın telleri gibi "vın"lar

Bu telden sevinçler gider gelir. İpi kopmuş bir uçurtma çocukları ağlatır. İpi kopmuş bir uçurtma Çin'de dehşet yaratır.

Irmaklar taşar o zaman¸ tarlaları sel alır. Bir uçurtma düşerse pirinçsiz kalır Çin… Çinliler inanır çünkü uçurtmalara.

Gökyüzüne kahve falına bakar gibi bakar; geçmişi uçurtmalarla yorumlar; gelecekten haber alır Çinliler.

Çünkü ruhu vardır Doğu'da uçurtmaların. Ruhlar¸ 'gökyüzü meydanı'nda öbür ruhlarla buluşur.

Huzura çıkar uçurtmalar; Çinlileri temsilen ruhların huzuruna…

ÇEKİK GÖZLÜ UÇURTMA

Uçurtma Asyalı'dır. Çin'den çıkan bu kutsal oyuncağı rahipler ve tüccarlar tüm dünyaya yaydılar.

Budist rahipler her gittikleri yere inançlarıyla birlikte uçurtmalarını da götürdüler. Bu rahipler Japon semalarına

saldıkları uçurtmalarla 'kötü ruhları' korkutup kaçırdılar. O yıl daha da arttı hasadın bereketi.

 

DOĞU'DAN BATI'YA

Dünyanın Batı tarafı önüne bakarken¸ Doğu tarafı hep gökyüzüne baktı. Doğu'nun hikâyeleri¸ Batı'da çok sevildi.

Uçan halıların anlatıldığı Bin Bir Gece Masalları'ndan sonra uçurtma hikâyeleri getirdi gemiciler.

Marco Polo bir sürü uçurtma hikâyesi getirmiş¸ ama uçurtma getirmemişti. Uçurtmayı Avrupa'ya getirenler

16. ve 17. yüzyıl gemicileriydi. Bu gemicilerin bir ayağı tahtadan¸ bir eli kancadandı. Uzak maceralarda telef

olduklarını anlatmak istercesine bir madalya gibi omuzlarında rengârenk bir papağan taşırdı bu adamlar.

Afrika'dan maymun ve papağan¸ Çin'den ipek¸ Hindistan'dan baharat getiren bu gemiciler¸ Japonya ve

Malezya'dan getirdikleri renkli uçurtmalarla süslemişlerdi Avrupa semalarını.

'KÖTÜ RUH' VE ELEKTRİK…

Avrupalılar ruhları için başka yollar bulduklarından olsa gerek; uçurtma onlar için rüzgârlı havalarda

gökyüzüne bırakılan renkli bir oyuncaktan ibaret kaldı. Doğu'nun ruh katarak göklere çıkardığı bu kutsal araç¸

Batı'da hemencecik bir 'alet'e dönüştü. Paratonerin mucidi olan Benjamin Franklin¸ uçurtma sayesinde

atmosfer elektriğini inceledi. 7. yüzyılda Japon semalarında Budist rahiplerin uçurtma uçurarak kovdukları 'kötü ruh'¸

17. yüzyılda Benjamin Franklin'in uçurtma uçurarak incelediği şu 'atmosfer elektriği' olmasın sakın?

 

UÇURTMA¸ DERSLERİ HAFİFLETİR

Evet! Uçurtma¸ kötü ruhları kovar. Ruhlara iyi gelir. Dersleri hafifletir. Uçurmak kadar uçurtmayı

yapmak da zevklidir. "Uçurtma yapmak" deyince mahalle bakkallarından da söz etmek gerek.

Yoğurttan ekmeğe¸ gazdan gripine¸ mumdan mercimeğe¸ mektup zarfından bebe pudrasına kadar

her şeyi bulmak mümkündü bu dükkânlarda. Okullar açılmadan hemen önce kırtasiye malzemeleriyle

birlikte defter kapları da gelirdi. Mavi ve kırmızı renkli bu kapların bir tabakasıyla üç beş defter kaplanırdı.

Okullar açıldıktan sonra elde kalan kaplar¸ dükkânın ücra bir yerine konur ve yavaş yavaş tozlanırdı.

Bahar gelince bakkal¸ üstündeki tozları üfleyip; kapları tekrar el altına koyardı. bir 'alet'e dönüştü.

Paratonerin mucidi olan Benjamin Franklin¸ uçurtma sayesinde atmosfer elektriğini inceledi.

7. yüzyılda Japon semalarında Budist rahiplerin uçurtma uçurarak kovdukları 'kötü ruh'¸

17. yüzyılda Benjamin Franklin'in uçurtma uçurarak incelediği şu 'atmosfer elektriği' olmasın sakın?

UÇURTMA¸ DERSLERİ HAFİFLETİR

Evet! Uçurtma¸ kötü ruhları kovar. Ruhlara iyi gelir. Dersleri hafifletir. Uçurmak kadar uçurtmayı

yapmak da zevklidir. "Uçurtma yapmak" deyince mahalle bakkallarından da söz etmek gerek.

Yoğurttan ekmeğe¸ gazdan gripine¸ mumdan mercimeğe¸ mektup zarfından bebe pudrasına

kadar her şeyi bulmak mümkündü bu dükkânlarda. Okullar açılmadan hemen önce kırtasiye malzemeleriyle

birlikte defter kapları da gelirdi. Mavi ve kırmızı renkli bu kapların bir tabakasıyla üç beş defter kaplanırdı.

Okullar açıldıktan sonra elde kalan kaplar¸ dükkânın ücra bir yerine konur ve yavaş yavaş tozlanırdı.

Bahar gelince bakkal¸ üstündeki tozları üfleyip; kapları tekrar el altına koyardı. Bakkalın soluğu gibi

bahar rüzgârları da doğanın tozunu attırır ve uçurtma mevsiminin geldiğini haber verirdi. O zaman çocukla

r yine bakkala koşar; defter kitap kaplamak için değil bu kez¸ uçurtma yapmak için defter kabı alırdı.

Defter kapları uçurtma kağıdı olur ve uçurtmalar gökyüzünü kaplardı. Bazı çocuklar bakkaldan

kap alamaz ve defterlerini eski gazete kağıtlarıyla kaplarlardı. Bu çocukların uçurtmaları da gazete kağıdındandı.

Uçurtma uçurmak¸ hayat denen sıkıcı dersin arasına konulmuş büyük bir teneffüstü.

TAHTA VE KÂĞIDIN KARDEŞLİĞİ

Bahar rüzgârları marangozların talaşlarını da havalandırırdı. Kap¸ parayla satılsa da çıtalar bedavaydı.

Marangoz kalfaları¸ çıtaları çocuklara sebil ederek baharı selamlardı. Altı köşe bir uçurtma¸ üç çıtadan yapılırdı.

Çıtalar ortadan sımsıkı bağlanınca uçurtma iskeleti¸ altı dilimli bir pizza gibi çıkardı ortaya.

Çıtaların dilimlediği bu altıgen uçurtma bir macuncu tablasına benzerdi. Bu tablanın her diliminde

farklı renkte bir şeker vardı. Macuncu¸ elindeki tornavidayla o mağmamsı şekerleri tablasından

alıp bir çubuğa dolardı. Macuncudan alınan bu 'lolipop'un çubuğu da tahtadandı.

Tahtanın arkadaşı kağıttı. Naylon ve plastik girmemişti henüz hayatımıza. Leyleklerle birlikte kalaycılar gelirdi:

Leylekler evlerin bacalarına¸ kalaycılar mahallenin meydanlığına… Ağaçların sayısı elektrik direklerinden

daha fazlaydı. Geceleri ateşler yakılan bu meydanlıkta gündüz çocuklar koşar ve uçurtmalar kuşlara karışırdı.

Gülümseyen çilli bir çocuğa dönüşürdü gökyüzü. Uçurmalar ve kuşlar¸ gökyüzünün yanağındaki çillerdi.

Gök gülünce¸ yeryüzü gamzelenirdi.

ŞEYTAN UÇURTMASI

Altı köşeli uçurtmalar büyüklerindi. Küçükler¸ 'şeytan uçurtması'yla rüzgârı selamlardı. Defterin göbeğinden

koparılan bir sayfayla şipşak yapılırdı bu uçurtmalar. Büyük uçurtmaların ipi kınnaptan¸ şeytan uçurtmasınınkiyse

dikiş ipliğindendi. Ne şirin uçardı bu "uçurtma yavrusu": Kısacık kuyruğunu sağa sola sallayan yavru bir köpek gibi…

Kelebekler gibi kısaydı ömürleri: Kuruyup dalından düşen akşamsefaları gibi bozulup yırtılırdı şeytan uçurtmaları.

UÇURTMANIN AKLI KAÇAR!

Kuyruklarından can bulurdu sanki o uçurtmalar. Kuyruksuz bir uçurtma fır döner¸ takla atar; aklını kaçırırdı.

Kuyruk şarttı: Uçurmanın dengesi¸ kuyruğuna bağlıydı. Bir elmanın içinde bir elma kurdu gibi bükülüp açılan

kuyruğuyla gökyüzünde salınırdı uçurtma. Kafasına göre esen rüzgâr¸ ağaçları hışırdatır¸ yaprakları savurur¸

tozları kaldırır¸ denizleri çıldırtırken hep bildiğini okur. Ama uçurtma uçurmak; rüzgâra¸ bilmediği bir şarkıyı öğretmektir.

Her uçurtma¸ rüzgârın söylediği yepyeni bir şarkıdır. Uçurtma¸ gökyüzüne sarkıtılan olta… Gökyüzü denizinde

sevinç avlar çocuklar uçurtmalarıyla.

UÇURTMALARIN DÜĞÜNÜ

Şehirlerin soluğu tükendi. Şehirler¸ klimalarla nefes alıp veriyor. Rüzgâr şehirleri es geçip geniş meydanlıklarda

konaklıyor. Rüzgârla buluşmak için uçurtmalarımızı alıp şenlikler düzenliyoruz. Kuşlar güneye göçerken

gökyüzündeki kuş katarına bakıp "kuşların düğünü var" derdik. Şimdi "uçurtmaların düğünü var" diyoruz…

Gökyüzündeki şenlik sonsuza kadar sürsün ve rüzgârımız daim olsun.