Mehmet Naci Aköz
kimdir?
Uçurtma etkinlikleri Uçurtma nasıl yapılır? Uçurtma şiirleri Video Galeri Gülen Okumuş
uçurtma kütüphanesi
Foto Galeri Müze koleksiyonu Ziyaretçi defteri Uçurtma Tarihçesi
Bulutlardaki sevgi

BULUTLARIN ARASINDAKİ SEVGİ

 

 

        Gün çoktan ağarmış,sabah güneşi dağların ardından çıkıp,İstanbul’a tatlı tatlı  gülümsemeye başlamıştı.

        Bugün hava her zamankinden daha ılıktı, nede olsa Mart bitmiş, Nisan ayının ilk günleri yaşanmaktaydı.

        Bahar kendini hafiften,hafiften hissettirmeye başlamıştı.Sokaklar sabahın bu saatinde yeni yeni canlanıyordu.Mahallenin emektar sütçüsünün Sütçüüü !.Sütçüüü !,, seslerine,martı sesleri karışıyordu.

        Eyüp ve Burak henüz uyanmamışlardı. Çantaları yataklarının yanındaki çalışma masasının altında duruyordu. Sanki iki kardeşin bir an önce uyanmasını ister gibi bir halleri vardı.

        Her zaman okuldan gelince önlüklerini çıkarıp askıya asarlar, ellerini yüzlerini yıkayıp yemeğe otururlar, yemekten sonra da derslerini yaparlardı.

        Dersleri bitince oyun oynamaya inerlerdi.

        Toygar tepe, boğaza ve Üsküdar meydanına yukarıdan bakan yeşilliklerle çevrili, gül bahçelerinin bulunduğu bir yerdi.

        Eyüp’ün masasının üzerindeki saat, o güzel kanarya sesiyle çalmaya başladı, daha sonra yavaşça yatağından doğrulup kardeşine seslendi. Uyanmayınca hafifçe dokunup.

      -    Burak! Hadi uyan artık. Dedi

        Burak’ta uyandı, doğruca lavaboya gittiler, ellerini yüzlerini yıkadıktan sonra odalarına dönüp yataklarını topladılar, Annelerinin söylemesine gerek kalmadan, yataklarını toplayıp örtülerini örterlerdi,

        Anneleri Hayriye Hanım uyanalı çok olmuştu. Mutfakta, her zamanki mütebessim haliyle kahvaltı hazırlamakla meşguldü.

       Hep beraber,

  • Günaydın anneciğim! Dediler
  • Günaydın yavrularım, bir an önce kahvaltıya oturun, yoksa okula geç kalacaksınız. diye cevap verdi.

        Beraberce salona geçtiklerinde babaları Mehmet Bey çoktan işe gitmişti.

        Matbaacılıkla meşgul olduğu için sabah işine erken gider akşamları mümkün olduğu kadar eve erken gelmeye çalışırdı.

 

Kahvaltı yaparlarken, anneleri yumurtalarını getirdi. Eyüp yumurtayı rafadan, Burak ise katı sevdiği için yumurta tokuşturma yarışı yapamazlardı, ekmeklerinin üstüne peynir.zeytin ve domates koyup yerlerken yere ekmek kırıntısı dökmemeye dikkat ederlerdi,çünkü ekmek büyük bir nimetti ,kahvaltıda bir hayli oyalandıklarını fark edince hemen sütlerini içip annelerine ;

       -    Ellerine sağlık anneciğim! diyerek kahvaltıdan kalktılar, lavaboya gidip ellerini ağızlarını yıkadılar, dişlerini fırçaladıktan sonra pijamalarını çıkarıp, katlayıp dolaplarına yerleştirdiler, çantalarını alıp evden çıkarken annelerinin yanağına bir de öpücük kondurdular.

       -    Allahaısmarladık! Anneciğim

       -    Güle güle yavrularım. Dedi anneleri

       Hayriye Hanım çocuklarının ardından bakarken daldı, yıllar ne çabuk geçmişti, daha dün yürümeyi bile bilmezken şimdi ikisi de büyümüş okullu olmuşlardı.

       Eyüp ve kardeşi, Hacı Selim ağa İlköğretim oklunun bahçesine geldiklerinde Eyüp, öğretmeni Mehlika hanımı gördü, hemen ceketinin düğmelerini ilikleyip, saygıyla,

       -   Günaydın öğretmenim! Dedi.

Öğretmeni,

       -   Günaydın Eyüp’cüğüm ! dedi                                                                                                           

        Öğretmenleri, çok iyi bir insandı, onlara bazen bir öğretmen, bazen bir arkadaş, bazen de bir anne gibi davranırdı, maddi – manevi sorunlarıyla yakından ilgilenir, nasihatler verirdi.

        Öğrencilerine hiç kızmazdı, Öğrencileri de onu çok sever, sözünden hiç çıkmazlardı. Bir ara öğretmenleri değişecek gibi olmuştu da Eyüp ve arkadaşları bu duruma çok üzülmüşlerdi, hatta Eyüp gizliden gizliye ağlamıştı bile.

        Okulun bahçesi çok kalabalıktı, her tarafı cıvıl cıvıl çocuk sesleri dolduruyordu, baharın gelmeye başlamasıyla tabiatta canlanmaya başlamıştı,

İlk zilin çalmasıyla sıraya girdiler, Eyüp dört numara yazan yerde, Burak üç numara yazan yerde sıra olmuştu.

        Okula ilk geldiği günü hatırladı Eyüp, o zaman bu numaraların ne anlama geldiğini bilememişti. Daha sonra öğrendi ki herkes kaçıncı sınıftaysa o numaranın yanında sıra oluyordu. Okula annesiyle gelmişlerdi.

        Annesi ona, okulun ne demek olduğunu orada neler öğreneceğini anlatmış, fakat o bir şey anlamamıştı. Okulda kalmamak için saatlerce de ağlamıştı, şimdi ise okulunu çok seviyordu.

        Okumayı – yazmayı insan ilişkilerini, vatan-millet sevgisini kısacası bir çok şeyi okulda öğrenmişti, her gün yeni bir şeyler öğrenmek Eyüp’e büyük heyecan ve zevk veriyordu.

    

   Sıraya geçtikten sonra andımız söylendi. Ardından İstiklal marşı okundu, İstiklal marşı okunurken ay yıldızlı bayrak göndere çekilmişti. Eyüp ay yıldızlı bayrağın gökyüzünde dalgalanışını hayranlıkla izliyordu. Aklına öğretmeninin bayrak hakkında söylediği sözler geldi

     —Yavrularım! Bayrak, bir milletin bağımsızlığının sembolüdür, bu bayrağın koruyucuları bizleriz, onun sonsuza kadar ülkemizin semalarında dalgalanması için hepimiz üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz.

        İstiklal Marşından sonra sınıfa girmeye başladılar, bazı çocuklar önce girmek için birbirleriyle itişip kakışıyorlardı, oysa böyle olmamalıydı.

        Eyüp sınıfa girdi, sırasına oturdu, defter ve kitaplarını çantasından çıkardıktan sonra arkadaşı Tarık’a;

    —Günaydın Tarık! dedi

       Tarık’ta Eyüp’e  ‘’Günaydın Eyüp !’’ dedi.

       Öğretmen zili çalınca, öğretmenleri sınıfa girdi.

    —Günaydın çocuklar!

çocuklar ayağa kalkarak hep bir ağızdan!

    —Günaydın öğretmenim! Dediler

       Yoklama yapılırken Ahmet’in derse gelmediğini fark ettiler, Ahmet çalışkan bir çocuktu ve derslerine hiç gecikmezdi, bu yüzden merak etmişlerdi, öğretmenleri ikinci derse girdiğinde biraz üzgün görünüyordu. Ahmet’in babası okula gelip, grip olduğu için Ahmet’in bir hafta okula gelemeyeceğini haber vermişti.

   —Çocuklar! diye konuşmaya başladı Mehlika öğretmen, Ahmet arkadaşınızın babası geldi,Ahmet grip olduğu için bir hafta okula gelemeyecekmiş.

        Sınıf bu habere çok üzülmüştü,

        Eyüp; Ahmet’i ziyarete gitsek ne iyi olur bizi görünce çok sevinir, diye aklından geçirdi ve parmak kaldırdı.

        Öğretmenleri;

    -   Evet Eyüp! Seni dinliyoruz.

    -   Öğretmenim, mademki arkadaşımız hasta olmuş, onu ziyarete gitsek iyi olmaz mı? Diye düşündüm.

        Öğretmenleri;

    -   Aferin Eyüp, Ahmet’i ziyarete gitmeyi düşünmen çok güzel bir davranış, fakat hasta ziyaretine kalabalık gidilmez, sınıftan 3 – 4 tane temsilci seçelim de yarın okul çıkışı gideriz! Dedi.

        Arkadaşları Eyüp’ü bu güzel düşüncesinden dolayı tebrik ettiler.                                                                                                                                                

        Çiçek almak için aralarında para topladılar, Eyüp okuldan eve gelirken yolda bir ekmek parçası gördü, alıp yüksek bir yere koyayım derken köşedeki küçük kedicik gözüne ilişti, yanına usulca yaklaşıp kediciğe ekmeği verdi.

     

 

  Eyüp,dedesi ve anneannesiyle yemek yerken anneannesi de ekmek kırıntılarını toplar ıslatıp kuşlara verirdi,’’Ekmek nimet olduğu için atılmaz yavrum’’ derdi.

        Eve geldiğinde annesi evde yoktu, sabah okula giderlerken, o gün misafirliğe gideceğini söylemişti, üstünü çıkardı elini yüzünü yıkadı, yemeği yedikten sonra her zamanki gibi dişlerini fırçaladı, odasına gidip dersini yapan Eyüp, dersi bitince oyun oynamaya indi. Oyuna o kadar çok dalmıştı ki akşam olduğunu ancak köşedeki camiden okunan akşam ezanıyla fark etti, hemen eve geldi.

        Eve geldiğinde annesinin dolaptan kazaklarını çıkarmakta olduğunu gördü, annesine bunları ne yapacağını sordu, annesi de Aslı teyzesi’nin de Halil’in kazaklarını getireceğini ve bunları ihtiyaç sahibi kimselere vereceklerini söyledi.

        Eyüp ‘’İnsanlara yardım etmek, yardımlaşmak ne güzel’’ dedi.

        Zil çalınca Eyüp ve Burak babalarını kapıda karşıladılar, Babaları da teşekkür edip başlarını okşadı.

        Akşam yemeğe oturduklarında babaları okulda neler yaptıklarını sordu! Eyüp ‘’Arkadaşı Ahmet’in grip olduğu için bir hafta okula gelemeyeceğini öğrenince, öğretmenine arkadaşını ziyarete gitmeyi önerdiğini, bu davranışından dolayı da öğretmeninin ve arkadaşlarının kendisini tebrik ettiklerini büyük bir heyecan içinde anlattı.

        Anne ve babası çocuklarını bu güzel düşüncesinden dolayı kutlayıp, ‘’Aferin yavrum, insanlarla ilgilenip, onlar hasta olduğu zaman ziyaretlerine gitmek, çok güzel bir davranıştır’’ dediler.

        Sofrayı kaldırırken Eyüp ve Burak annelerine yardım ediyorlardı bu sırada babası Eyüp’e ;

   -    Gitmeden önce arayıp haber vermeniz iyi olur, dedi

        Babası bu tür ilişkilere çok dikkat ederdi, işadamı olduğu için randevularına olabildiğince dikkat eder, söz verdiğinde onu yerine getirmek için azami çaba gösterirdi.

        O da hemen Ahmet’leri aradı, iyi akşamlar diledikten sonra kendini tanıttı sonra müsaitlerse yarın Ahmet’i ziyarete geleceklerini bildirdi.

        Ahmet’in annesi bu duruma sevinmişti, iyi akşamlar dileyip telefonu kapadılar.

        Burak ve Eyüp biraz televizyon seyrettikten sonra, anne ve babalarına iyi geceler dileyerek yatmaya gittiler, Eyüp önce pijamalarını giydi, ders programına göre kitaplarını hazırlayarak yatağa girdi.

        Ertesi gün elişi dersinde halı dokurken öğretmenleri artık baharın gelmeye başladığını bunun için bir hafta sonraki derslerinde uçurtma yapacaklarını söyleyince, bütün sınıf sevinçten uçuyordu, dersin sonunda uçurtma yapımı için gerekli malzemeleri öğretmenleri tahtaya yazdı onlar da bunları defterlerine yazdılar.

        Eyüp içinden ‘’Bu okul ne kadar güzel, hem bilmediklerimizi öğreniyor, hem de güzel şeyler yapıyoruz’’diye geçirdi.

     

  Dersleri bitince Eyüp, arkadaşları Enes, Tarık, Aslı ve öğretmenleriyle beraber Ahmet’e gitmek için yola çıktılar yolda çiçekçiye uğrayıp bir demet karanfil aldılar.

        Ahmet, arkadaşlarını ve öğretmenini görünce çok sevindi, arkadaşları da ona geçmiş olsun dileğinde bulundular. Eyüp, Ahmet’e, haftaya uçurtma yapacaklarını söyledi.

    -   İnşallah sen de o zamana kadar iyileşirsin’’ dedi. Biraz oturup izin alarak kalktılar.

        Eyüp, yolda Recep amcasına rastladı, amcası Eyüp’ü evlerine bırakıverdi, Eyüp kapıdan içeri girerken  ‘’Merhaba anneciğim’’diyerek annesine sarıldı, annesi de ‘’Hoş geldin yavrum’’ dedi:

        Sonra annesine, öğretmeninin haftaya elişi dersinde uçurtma yapacaklarını söylediğini ve gerekli malzemeleri yazdıklarını anlattı.

Annesi de ;

    -   Biliyor musun Eyüp, küçükken benimde bir uçurtmam vardı, çok kolay olduğu için şeytan uçurtma yapmıştık, bir gün sokakta uçururken ağaca takılınca yırtıldı, çok üzülmüş ve ağlamıştım, sen uçurtma yapacağız deyince aklıma çocukluğumdaki bu hatıram geldi,dedi.

        Eyüp, o gün akşam babasının eve gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu, babası geldi ve hep birlikte akşam yemeğine oturduklarında, Eyüp uçurtma yapacaklarını babasına söyledi.

        Babası da uçurtma malzemeleri alması konusunda yardımcı olabileceğini söyledi ve uçurtma ile ilgili bir anısını anlatmaya başladı.                                                            

    —Ben çocukken, deden de bana bir uçurtma yapmıştı, o kadar büyüktü ki, benim boyumu geçiyordu, mahallede uçururdum, bazı arkadaşlarım uçurtmanın kuyruğuna jilet takıp diğer uçurtmaların ipini keserlerdi. bir defasında bende bunu yapmak isteyince deden bana çok kızmış,’’Eğer böyle kötü bir davranışı yaparsan sana bir daha uçurtma yapmam ‘’demişti bende vazgeçtim, iyi ki yapmamışım çünkü bu yüzden mahallemizde birkaç kez kavga çıktı

        Bu hatıra Eyüp’ün çok hoşuna gitmişti.

        O akşam Eyüp’lere Aslı teyzesi, Mustafa eniştesi ve teyzesinin oğlu Halil ve küçük bebekleri Sena geldi, teyzesi ihtiyaç sahipleri için ayırdığı kazakları da yanında getirmişti.

        Eyüp, Halil’e uçurtma yapacaklarını söyledi, Halil koşarak babasının yanına geldi ve;

    -   Babacığım, Eyüp ağabeyimler okulda uçurtma yapacaklarmış, ne güzel değimli baba, ben de uçurtma istiyorum, dedi.

        Babası;

    -  Olur oğlum, Eyüp ağabeyin öğrensin de onunla birlikte yaparsınız. dedi

        Daha sonra, annesi, babası, teyzesi ve eniştesi çocukken uçurtma uçurduklarından, onunla ilgili hatıralarından, şimdiki çocukların pek uçurtma uçurtmadığından bahsedip gülüyorlardı, bu durum Eyüp, Halil ve Burak’ın tuhafına gitmişti.

        Eyüp, ailesinin uçurtmayı bu kadar çok sevdiğini ve bu denli ilgi göstereceklerini tahmin edememişti.’’Keşke babamların çocukluğunu görebilseydim’’diye geçirdi içinden.

    

   Eniştesi uçurtmanın denge ipinin çok önemli olduğundan, babası uçurtmanın kuyruk uzunluğunun çevresini üç kez dolayacak uzunluğundan, teyzesi ve annesi ise uçurtmayı nasıl süslediklerinden bahsediyorlardı.

        Okuldan sonra Eyüp uçurtma malzemelerini almak için çarşıya çıkmıştı, kırtasiyeye girdiğinde orada da uçurtmaların satıldığını gördü.’’Benim uçurtmam en güzeli olmalı’’diye düşündü. Sarı, Kırmızı, pembe kağıtlar aldı, ip ve tutkal da aldı, her yeri dolaşmasına rağmen çıtaları bulamamıştı, eve döndüğünde biraz üzgündü,

        Babası, üzüntüsünün sebebini sorunca.

    -   Uçurtma yapmak için gerekli olan çıtayı bulamadım babacığım, dedi.

        Babası da bunun üzerine,

    -   Üzülmene gerek yok, seninle yarın mahallemizdeki marangoza gider çıtaları alırız, dedi.

        Eyüp’ün gözlerinin içi gülüyordu,

        Ertesi gün Eyüp ve babası marangoza gittiler.

    —Marangoz amca, ben uçurtma yapmak için çıta istiyorum, benim uçurtmam çok sağlam ve iyi olmalı onun için çok kalın çıta istiyorum; diye heyecanla ve bir çırpıda söyledi.

       Marangoz Eyüp’ü uyardı,

   -   Delikanlı, uçurtma çıtası çok kalın olmaz, çünkü kalın çıtadan yapılan uçurtma uçmaz, ayrıca her ağaçtan da uçurtma çıtası olmaz, uçurtma çıtası yapılacak ağaç ıhlamur, köknar gibi hafif ağaçlardan olur, benim elimde ıhlamur ağacından tahta var, yalnız bunları bu gün kesemem çok işim var yarın gel keseyim.

       Babası, hayırlı işler dileyerek dükkândan ayrılırken, Eyüp marangoz dükkânındaki tahtalara bakıp, bunlardan ne çok uçurtma yapılır diye, düşünüyordu.

       Ertesi gün gidip marangozdan çıtaları aldı, sevinçle eve geldi, malzemeleri yere serdi hepsini teker teker kontrol etti.

       Eyüp günlerin çabucak geçmesini ve bir an önce uçurtmasına kavuşmayı istiyordu, o gece ve diğer geceler malzemeleri yatağının yanına koyarak yatmıştı.

       O akşam gözüne uyku girmiyordu, rüyasında uçurtma yapmaya çalışıyor, yapamıyor,                                                                                                                         malzemeleri boşa gidiyor, ya da bir oda dolusu uçurtması oluyordu.                                                                                                               

 

      Masanın üzerindeki saat daha çalmadan Eyüp çoktan uyanmıştı, hemen kardeşini uyandırdı, yatağını topladı elini yüzünü yıkadı,

      O gün babası işe geç gidecekti o da evdeydi, anne ve babasına;

     —Günaydın anneciğim, günaydın babacığım, dedi

       Annesi gülümseyerek;

     -Günaydın yavrum! Dedi

      Babası okumakta olduğu gazeteyi kenara çekerek;

    - Günaydın Eyüp, bu gün okulda uçurtma yapacaktınız değil mi?

  

   Eyüp;

   — Evet, babacığım, bunun içinde çok heyecanlıyım, rüyamda sabaha kadar uçurtma ile uğraştım. dedi.

     Kahvaltıyı yaptıktan sonra Eyüp, çantasını ve uçurtma malzemelerini dikkatlice alarak, Burak’la birlikte yola koyuldular.

     Bu gün ona her gün kinden daha güzel geliyordu, okulun yolu sanki hiç bitmiyordu, güneş bir başka parlıyor, bulutlar pamuk yığınına, gökyüzü ise uçsuz bucaksız bir denize benziyordu.

     Okulun bahçesine geldiklerine, uçurtma malzemeleriyle gelen arkadaşlarının birbirleriyle heyecanlı, heyecanlı konuşmakta olup malzemeleri birbirlerine gösterdiklerini gördü.

     Eyüp koşarak arkadaşlarının yanına geldi.

   — Bütün malzemeleri getirdiniz değil mi?

     Tarık heyecanla;

    —Evet, dedi

     Enes;

  — Öğretmenimiz uçurtmalarımızı istediğimiz gibi süsleyebileceğimizi söylemişti, ben de uçurtmamın üstüne kuş resmi yapacağım.

    Tarık;

  — Ben de uçurtmamın üzerine kuş resmi çizeceğim. Dedi

    Nazan, arkadaşlarına gülümseyerek;

  — Ben çiçek resmi çizeceğim ve onları rengârenk boyayacağım. Dedi

    Eyüp, uçurtmasını nasıl süsleyeceğini düşünmediğini fark etti, Buna birazcık üzülmüştü. Bir şeyler bulmalıyım. dedi

    Andımızı söyleyip, İstiklal marşını okudular, bu sırada Eyüp’ün gözü, göndere çekilmiş al bayrağa takıldı. Öğretmeninin daha önce bayrak hakkında söylediği sözler geldi aklına, sevinçle;

  —Arkadaşlarım uçurtmalarını kuş ve çiçek resimleriyle süsleyecekler, ben de bayrağımla süslerim, dedi

   Sınıfa girdiler, Mehlika öğretmen kapıyı her zamanki gibi güler yüzle açtı.

  —Günaydın çocuklar!

  —Günaydın öğretmenim, diyerek ayakta karşıladılar öğretmenlerini.

   İlk dersleri Türkçe’ydi, Çanakkale savaşı ile ilgili bir konuyu okudular, vatan’ın kurtarılması için ne zorluklara göğüs gerilip, ne mücadeleler verildiği anlatılıyordu.

  Konu bitince, öğretmenleri;

  —Bu kadar fedakârlığa katlanıp, kurtardığımız vatanımızı korumalıyız, onu medeni milletler seviyesine ulaşması için üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz çocuklar. Dedi

   Bu arada çocukların aklı uçurtmalarla meşguldü, dersler hemen bitse de elişi dersimize gelsek diyorlardı. 

            Mehlika öğretmen;

            “Tarık, lütfen derse dönermisin ?

            Hepimiz birden geriye dönüp Tarık’a baktık.

            Tarık sabredememiş, uçurtma malzemelerini sıranın üstüne koymuş kâğıtları ile oynuyordu.

            Bakın çocuklar, bu günkü elişi dersimize İstanbul Uçurtmacılar Derneğinden misafir bir öğretmen girecek, sakın beni mahcup etmeyin. diye ikaz etti,

            Tam bu sırada çalan teneffüs zili hepimizi hem sevindirdi, hem de heyecanlandırmıştı, çünkü bir haftadır beklediğimiz uçurtma yapmayı öğrenecektik.

            Teneffüsün nasıl bittiğini hiç anlamamıştık, her kesin ağzında kendi yapacağı uçurtma ve uçurtma ile ilgili bilgiler vardı.

            Zil çaldığında herkes koşarak sınıfa girdi, birazdan gelecek uçurtma öğretmenini doğrusu merak etmeyen yoktu.

            Sınıfın kapısı açıldığında Mehlika öğretmenimizin yanında iki kişi daha vardı.biz bir öğretmen beklerken öğretmenlerin sayısı çoğalmıştı,acaba uçurtma yapmak çok mu zor ki diye geçirdik aklımızdan.

            Hep birden ayağa kalkarak karşıladık öğretmenlerimizi.

            Çocuklar diyerek başladı konuşmasına Mehlika öğretmenimiz;

            Bu günkü dersimizi Mehmet Naci Bey anlatacak, sizler uçurtma yapmayı öğrenirken bende kendi bilgilerimi tazeleyeceğim, lütfen sessiz ve dikkatli bir şekilde dinleyelim,

            Mehlika öğretmen bizlerle konuşurken yeni öğretmen bizleri ve sınıfı inceliyordu, bütün bunlar olurken yeni öğretmenin yanında gelen diğer abi ise bir torbanın içinde çıkardığı bir sürü ve çok değişik uçurtmaya benzer şeyleri açmaya başlamıştı.

            Buyurun hocam ders sizin diyerek, kenara çekildi öğretmenimiz.

            Yeni öğretmen kısa bir süre sessizce bize baktı, kısa süre sonra ikili konuşmaların bitmesi ile konuşmaya başladı.

            Merhaba çocuklar,

            Hep bir ağızdan, Merhaba

            Benim Adım Mehmet Naci Aköz, İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanıyım ve bu günkü iş dersinizin öğretmeniyim.

            Bu gün, bu dersimizde Uçurtma nedir, nasıl yapılır, nasıl uçurulur, uçurulurken nelere dikkat etmeliyiz. Bunları öğreneceğiz,

            Bu günkü dersten iyi netice alabilmemiz için sessiz ve dikkatli bir şekilde beni dinlemenizi istiyorum.

            Anlaştık mı?

            Hep bir ağızdan ‘’ Anlaştık öğretmenim’’sesleri çıktı

            Bu sırada yeni öğretmenin yanında gelen abi yazı tahtasının önüne bir sürü rengârenk ve kocaman uçurtmalar yapmıştı.

            Çocuklar, Uçurtma M.Ö 300 yıllarında Çin’de doğmuş ve hızla uzak doğuya yayılarak oradaki ülkeler içinde çok sevilen, çok oynanan bir oyuncak olmuştur.

            Uzakdoğu kültüründe uçurtmanın çok önemli bir yeri vardır, daha sonra, Ünlü kaşif Marco Polo tarafından, Uzak Doğudan Hollanda’ya getirilen uçurtma burada da çok sevilen ve çok oynana bir oyuncak olmuştur.

            Sizlere bu kültürlerin birkaç örneğini getirdim. diyerek. yazı tahtasının önündeki kocaman ve kartalı anımsatan bir uçurtmayı havaya kaldırarak bize gösterdi,

            Mehmet Öğretmenin ve Mehlika öğretmenin, sessiz olun sözü birdenbire unutuldu ve

            Ooooo ! ne kadar güzel uçurtma!

            Öğretmenim, o uçurtma kaç para?

            Öğretmenim, o uçurtma çok yükseklere çıkar mı?

            Öğretmenim, biz bugün bu uçurtmadan mı yapacağız?

            Öğretmenim, ben bunu uçurabilirim?

 

            Mehmet Naci öğretmen;

            Çocuklar,çocuklar ,,, hani sessizce dinleyecektik ???

            Mehlika öğretmenimiz, parmağını dudağına götürmüş, susun işareti yapıyordu,

Mehmet Naci öğretmen; sınıfın sessizleşmesini bekledi ve biraz sonra uğultu kesildi.

Çocuklar, ben dersimde öncelikle sessizlik isterim, sessiz ve dikkatli olun ki anlattıklarımı anlayabilesiniz.

            Burada gördüğünüz uçurtmalar, farklı kültürlerin örneğidir. Uçurtmayı sadece oyuncak olarak algılamamak gerekir, bu oyuncak aynı zamanda bizlerin doğa ile kucaklaşmamıza vesile olan güzel bir araçtır. Dolayısıyla anlattıklarımı dikkatlice dinlediğinizde sadece bir oyuncakla değil yepyeni ve hayatınızda unutamayacağınız anıları size yaşatacak bir eğlence aracı ile karşı karşıya olduğunuzu göreceksiniz.

            Mehmet Naci öğretmen, uçurtma ile ilgili pek çok şey daha anlatarak sözlerini bitirdi.

            Şimdi, sizlere bu gün elma model uçurtmanın yapımını anlatacağım, uçurtma yapmak için malzeme getirenler sıralarının üstüne çıkarsınlar. diyerek sıra aralarında dolaşmaya ve malzemeleri incelemeye başladı.

            Tarık’ın sırasına geldiğinde, sıradaki çıtayı eline alıp yazı tahtasının önüne gelerek;

            Çocuklar.,bakın elimdeki bu çıta gürgen ağacından yapılmış,oldukça sağlam ancak bir o kadar da ağırdır,oysa çıtamız hafif olmalıdır,dolayısıyla bu çıta ile yapacağımız uçurtmayı ancak çok sert rüzgarlarda uçurabiliriz.